Bir önceki yazımda PKK/KCK terör örgütünün üye ve yöneticilerine yönelik yapılan yeni yasal düzenlemelerin tüm toplumsal kesimleri kapsaması gerektiğini ifade etmiştim. İktidar ve muhalefet partilerinin desteğiyle komisyondan geçen düzenlemeler Türkiye’nin FETÖ, uluslararası toplumun Gülen Hareketi adını verdiği camiayı kapsamıyor. Ancak bu süreçte dikkat çekici olan ve sorgulanması gereken sadece siyasilerin tavrı değil. Lider kadrosu büyük oranda ABD ve Avrupa’da özgürce yaşayan bir camianın sahipsizliği ve perişanlığı.
Abdullah Öcalan’ın liderliği ve cemaatin sahipsizliği
Öcalan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına rağmen bugün kendi örgüt mensuplarının geleceğini ilgilendiren müzakerelerin merkezindeki isimlerden biri hâline gelmiştir. Dikkat çekici olan nokta şudur: Yürütülen süreçte onun kişisel özgürlüğüne kavuşacağına dair açık bir tablo bulunmamaktadır. Ancak o buna rağmen, kendi durumundan bağımsız olarak örgüt mensuplarının geleceği için çözüm arayışının bir parçası olarak liderlik ettiği toplum için fedakarca çalışmaktadır.
“İmralı’daki bir mahkûmun, kendi örgüt mensuplarının geleceği konusunda yürütülen müzakerelerin merkezinde yer alabildiği bir ortamda; kendisini barışçıl bir sivil toplum hareketi olarak tanımlayan bir yapının liderleri ortalıkta yoktur. Hukuki ve insani sorunlarla boğuşan insanlar adına bir inisiyatif ortaya koymuş, liderlik iddiasında bulundukları topluma sahip çıkmış değillerdir. Bu bir camia adına onur ve ümit kırıcı bir talihsizliktir”.
Bugün İmralı’daki bir mahkûmun, kendi örgüt mensuplarının geleceği konusunda yürütülen müzakerelerin merkezinde yer alabildiği bir ortamda; kendisini barışçıl bir sivil toplum hareketi olarak tanımlayan bir yapının liderleri ortalıkta yoktur. Hukuki ve insani sorunlarla boğuşan insanlar adına bir inisiyatif ortaya koymuş, liderlik iddiasında bulundukları topluma sahip çıkmış değillerdir. Bu bir camia adına onur ve ümit kırıcı bir talihsizliktir.
Burada mesele iki hareketi karşılaştırmak değildir. Hiç kimse, amaçları, yöntemleri veya tarihleri bakımından birbirinden tamamen farklı iki yapıyı özdeşleştiremez. Ancak liderlik tüm toplumsal hareketlerde aynı ahlaki ölçüyle değerlendirilir.
Liderlik sadece uhrevi mükafatlar dağıtmak mı?
Gerçek liderlik talimatlar yağdırmak, nasihatlerde bulunmak veya uhrevi mükafatlar dağıtmak değildir. Gerçek liderlik, en zor zamanlarda bedel ödeyen insanların hukukunu savunabilmek, onların geleceği için risk alabilmek ve çözüm yolları arayabilmektir. Liderlik, mensuplarına yalnızca fedakârlık çağrısı yapmak değil, onların yükünü omuzlamaktır.
Belki bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Liderlik, sadece bir davayı temsil etmek midir; yoksa kendi geleceğini değil en ağır bedeli ödeyen insanların geleceğini önceleyerek onlar için çözüm aramak mıdır?
Bu soruların cevabı Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu lider tavrında yeteri kadar var.
Foto: Engin Akyurt / Pixabay