Türkiye’deki tüm siyasi faaliyetlerin odağında varolan şu: Erdoğan karşıtlığı veya taraftarlığı.
Erdoğan cephesinde yeni bir şey yok. Ancak Erdoğan’a ve onun kurduğu sisteme karşı olanlar cephesinde değişen hiçbir şey yok. Böyle giderse -erken veya zamanında yapılan- bir sonraki genel seçimlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanması yine çantada keklik.
Önce Recep Tayyip Erdoğan karşıtı sağ-muhafazakâr cepheye bir bakalım: Aralarında Erdoğan ile yola çıkmış sonrasında sessiz sedasız yolları ayrılmış isimlerin de bulunduğu tüm muhafazakâr siyasi aktörleri bir parti çatısı altında birleştirip Erdoğan’ın karşısına çıkartın! Başarı şansları sıfır.
İçinde Kürt oylarının da bulunduğu tüm sol oyları bir torbada toplayın! Erdoğan ve müttefiklerine karşı başarı şansı yine sıfır.
Neden biliyor musunuz?
Sağ-muhafazakâr kesimde Türkiye’nin geleceğine umut veren tek bir siyasi çehre yok. Solda, ortanın solunda veya kenarında gelecek vadeden isimler yok değil. Ancak mevcut siyasi koşullarda onların da şansı yok.
Söylemleri bu yönde olsa da sağdaki soldaki Erdoğan muhaliflerinin tüm Türkiye’yi kucaklama gibi bir vizyonu yok. Yaptıkları tek şey ana hatlarını Erdoğan’ın çizdiği ayrışma mecralarında gezinmek. Üstelik tam da Erdoğan’ın istediği gibi.
“Sağ-muhafazakâr kesimde Türkiye’nin geleceğine umut veren tek bir siyasi çehre yok. Solda, ortanın solunda veya kenarında gelecek vadeden isimler yok değil. Ancak mevcut siyasi koşullarda onların da şansı yok”.
Mevcut koşullarda ve siyasi kadrolarla Erdoğan’a karşı geliştirilecek her siyasi stratejinin nihayetinde onun ekmeğine yağ sürmesi kaçınılmaz. Dahası küresel konjonktür bariz şeklide Erdoğan’dan yana.
Görünen o ki Erdoğan yine kazanacak. Fakat önemli olan Erdoğan ile birlikte Türkiye’nin kazanması.
Peki bunun için yapılması gereken ne?
Çözüm tansiyonu düşürmek, ayrışma hatlarını silmek ve Erdoğan’ı uzlaşmaya ikna etmek.
Bu bağlamda Erdoğan karşıtı cepheye tarihi, yapıcı ve zorunlu bir görev düşüyor. Öncelikle halkın arasına karışıp vadandaşların özellikle de gençlerin derdini dinlemeliler. Yoksul ve zengin arasındaki uçurumun giderek derinleştiğini, ailenin büyük bir sarsıntı geçirdiğini, haksız yere birçok insanın dışlandığını veya damgalandığını, gençlerin umutsuzluğa sürüklendiğini, Türkiye’deki “biz” duygusunun “biz ve onlar” şekline dönüştüğünü yerinde görmeliler. Ardından da samimi şekilde Erdoğan’ın kapısını çalıp kendisini (Ak Parti’nin ilk dönemlerinde olduğu gibi) tüm Türkiye’yi kuşatan bir yaklaşım için ikna etmeliler. Türkiye’nin ayrıştıran değil birleştiren bir lider olarak Erdoğan’a her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu ona anımsatmalılar. Adil, ülkenin çıkarlarını ve insanımızın huzurunu önceleyen bir siyasi hayat için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a düşen tarihi görevin altını çizmeliler.
Kısacası Erdoğan’a samimi bir zeytin dalı uzatmalılar. Aksi halde tüm Türkiye kan kaybetmeye devam edecek.
Foto: Gerd Altmann / Pixabay.